4 Mayıs 2008 Pazar

Düşlerim

Kaldığım Yerden


Neyse annem yatsı namazını kılıyor,kat kat giyinmiş bir durumda.Benim ise kat kat giyinecek bir durumum yok.Tüm giysim sokakta giydiğim,bizim oralarda fistan tabir edilen bir giysi.Şöyle tarif edeyim.Kadınların ayak bileklerine kadar inen bir elbisesini düşünün.Bizim oralarda köy çocukları kız ve oğlan farketmez,aynı giysiyi yedi yaşına kadar ortak giyerler.Yalnız kızlar ayrıca kara dimi dediğimiz ilkkula giden öğrencilerin önlük kumaşından yapılan bir iç don giyerler.Erkekler ise giydirmezler.Neymiş:Erkek adamın malı meydanda olurmuş.Kahveye babamı her çağırmaya gittiğimde,Büyüklerin fistanı kaldırıp büyümüş mü len demelerinden bıkıp usanmıştım.Arada bir yok yok büyümemiş daha iğde kadar demelerinden de çok utanır olmuştum.Herhalde büyük olması iyi bir şeydi.Bu yüzden anneme benim şeyim ne zaman büyüyecek,büyüyünce ne işe yarayacak gibi abuk sorular sorardım.Annem de kahkahalarla güler beni kucağına alır sıkı sıkı sarar öpüp okşardı.Ben de herhalde çok yerinde bir soru sorduğumu düşünür,kendimle gurur duyardım. Babamın camiden yatsı namazından gelmesini beklerken,dişlerim birbirine vuruyordu.Çünkü çıplak bedenimin üstünde yırtık pırtık bir fistsndan başka hiçbirşey yoktu.Evde soba denilen alet bizim köy için hala icat edilmemişti.Tarih 1952-1953 ler vve dikkatinizi çekerim,bugün Anadolu kaplanı olarak anılan Denizli'nin Çivril ilçesinin bir köyünden söz ediyorum size.Mezepotamyadaki Gılgamış Destanın'dan değil.

Hiç yorum yok: