15 Nisan 2010 Perşembe

Amerikada yaşayan Türkiyeliye 2

birkaç gün aradan sonra yeniden merhaba.bıktırmamak gerekir çünkü......


Konumuz olan köy,Ege'nin İzmir'den sonra en kalkınmış,Anadolu kaplanı unvanıyla anılan Denizli ilinin Çivril ilçesi'nin Sarılar köyü................İlçeye uzaklığı 22 kilometredir.Dağ yamacına kurulmuştur.evlerin durumuna göre rakım 850-900 metre arasındadır.Yukarı mezarlık tabir edilen yerde rakım 910 metreyi bulur.

Köyün tarihi Türklerin Malazgirt Zaferi(1071) ile Anadoluya girişine kadar uzanır.........Aslı yörüktür.Yörüklerin Aydınlı tabir edilen koluna mensuptur.......

Köyün ilk kurulum yeri ovada (Baklan Ovası) olup,Osmanlının duraklama ve gerileme devrinde ortaya çıkan Celali isyanları döneminde ,eşkiyaların ve vergi memurlarının sık sık köyü basıp,köylünün nesi var nesi yoksa almasından bıkan köylünün,şimdiki
köyümüzün bulunduğu(o zamanlar dağlık ve sık ormanlarla kaplı)alana göç etmesiyle kurulmuştur.Eşkiya da ,vergi memuru da artık köye uğramaz olmuş,uğrasa da köylüyü bulamaz olmuştur..

Köyümüzün ovada üç,şimdiki bulunduğu yerde üç mezarlığı vardır.sanırım toplam 8-9 bin civarında mezarı vardır.Mezarların çoğu Ortaasyadaki balbal tabir edilen taşlardan ibarettir.Taşların üzerinde herhangi bir yazı yoktur.Mezar taşlarının bazıları,insan büyüklüğüne ulaşır.Çocukluğumda ayak yoluna çıkınca mezrlığa doğru baktığımda,özellikle geceleri,her bir mezar taşı,şeytana,canavara,deve dönüşür,iliklerime kadar titrerdim.Tabi pek çok geceler de yatağımı ıslatırdım.Yatağımı ıslatma hikayelerim pek çoktur,yeri gelirse anlatırım...............

Çocukluğumda çatısı tuğlalı ev sayısı beş altıyı geçmezdi..
o evlere hanay derdik.diğer evler ve damlar,üzeri toprakla örtülmüş,bir evin
dambaşından diğerine geçmek suretiyle bütün bir mahalle dolaşılabilinirdi.
şu anda neredeyse köyün evlerinin yarısı çatıları tuğla ile örtülü...................
1960 larda 900 olan köy nüfusu bugün 350 ye düşmüş durumda.Çok üzücü bir durum.

Sevgiler..........

11 Nisan 2010 Pazar

amerikada yaşayan bir türkiyeliye......

Müsemma kızım!


Kızım diyorum çünkü benim gerçek kızım Yeşim 1975,oğlum yaman 1971 doğumlu.Sen ise belki torunum olacak yaştasın...........

Türkiyeyi bırakıp bilim uğruna ta Amerikalara gitmişsin.arştırma konunda köyler imiş.İnşallah çalışmalarının sonucunda ,köylerimizin kalkınmasına ışık tutarsın.

Bundan iki sene kadar önce DÜŞLERİM adlı bir blog yazmaya başladım ilk hevesle ,beş-altı yazıdan sonra bıraktım.Senin ,Ali Amca ;köyü biraz daha anlat isteğin üzere ,o bloğa bir kaç yazı daha ilavesi şart oldu.

Türkiyede köylerin geri kalması üzerine,benim sana yazacaklarım,kendi köyüm ve kendi yaşamımdır............Yaşar Kemal'e sormuşlar:Niçin hep Çukurova'yı,niçin hep Adana'yı yazıyorsun diye....O da ,çünkü eniyi bildiğim yer orasıdır cavabını vermiş......

Sarılar Köyü ve köydeki yaşamımı iletiler biçiminde sana ileteceğim.vaktin olursa okursun.İletileri okuyup okumadığını,görüşlerini sormayacağım.ancak sıkılırsan ,Ali Amca ben yeterli bilgiyi aldım ,teşekkür ederim gibi nazik bir cevapla gönderileri bitirebilirim...............

Sevgiler........................

22 Şubat 2010 Pazartesi

bir zamanlar



resme bakın.....bir zamanlar kartaldı diye bir söz vardır hani........bu da öylesi

bir resim işte.saçların gürlüğüne bakın.bir de bu günkü halime.cahit sıtkı boşuna

dememiş :benim mi allahım bu çizgili yüz diye otuz beş yaş şiirinde....garibim 35 ya
şını bile kendisi için korkunç bulmuş..........
Posted by Picasa

4 Mayıs 2008 Pazar

Düşlerim

Kaldığım Yerden


Neyse annem yatsı namazını kılıyor,kat kat giyinmiş bir durumda.Benim ise kat kat giyinecek bir durumum yok.Tüm giysim sokakta giydiğim,bizim oralarda fistan tabir edilen bir giysi.Şöyle tarif edeyim.Kadınların ayak bileklerine kadar inen bir elbisesini düşünün.Bizim oralarda köy çocukları kız ve oğlan farketmez,aynı giysiyi yedi yaşına kadar ortak giyerler.Yalnız kızlar ayrıca kara dimi dediğimiz ilkkula giden öğrencilerin önlük kumaşından yapılan bir iç don giyerler.Erkekler ise giydirmezler.Neymiş:Erkek adamın malı meydanda olurmuş.Kahveye babamı her çağırmaya gittiğimde,Büyüklerin fistanı kaldırıp büyümüş mü len demelerinden bıkıp usanmıştım.Arada bir yok yok büyümemiş daha iğde kadar demelerinden de çok utanır olmuştum.Herhalde büyük olması iyi bir şeydi.Bu yüzden anneme benim şeyim ne zaman büyüyecek,büyüyünce ne işe yarayacak gibi abuk sorular sorardım.Annem de kahkahalarla güler beni kucağına alır sıkı sıkı sarar öpüp okşardı.Ben de herhalde çok yerinde bir soru sorduğumu düşünür,kendimle gurur duyardım. Babamın camiden yatsı namazından gelmesini beklerken,dişlerim birbirine vuruyordu.Çünkü çıplak bedenimin üstünde yırtık pırtık bir fistsndan başka hiçbirşey yoktu.Evde soba denilen alet bizim köy için hala icat edilmemişti.Tarih 1952-1953 ler vve dikkatinizi çekerim,bugün Anadolu kaplanı olarak anılan Denizli'nin Çivril ilçesinin bir köyünden söz ediyorum size.Mezepotamyadaki Gılgamış Destanın'dan değil.