8 Ocak 2011 Cumartesi

1955-56 yılları Mayıs'ın son günleri.Yağan Nisan yağmurları doğayı coşturmuş,tüm doğa adam boyu otla dolmuştu.Ot köyde yaşayanlar için hayatın kendisi demektir.Damdaki ineğin,koyunun ,keçinin kışlık azığı demektir.Çalışkan mı çalışkan,hamarat mı hamarat bir annem var.O bahar sanırım annem otlara savaş açtı.Kırda bayırda ne kadar ot var eve getirecek.Otun az olduğu yıllar sırtına sarıp öyle getirdiği otları,bu kez öküzleri koştuğu kağnıya yükleyip getirdiği yetmiyormuş gibi bir de yanında götürdüğü eşeğe yükleyip eve getiriyordu,babam,ağabeylerim ve ablamla.Yedi sekiz yaşlarındaki ben,dört beş yaşlarındaki kardeşimle evde kalıyor,onların dönüşünü bekliyor ve kardeşime dadılık yapıyordum.İki dönüme yakın olan damlarımızın üstü serilen otlarla dolmuş,sıra avlulara gelmişti.
Zamanla avlular da otla doldu.
Bir gün kardeşimle avlunun ot olmayan bir köşesinde oynadık .Müthiş bir sıcak vardı.Bunalmıştık.
OT kokuları içimizi bayıyordu.Bu gün koku alma duyum hayli zayıflamış durumda.Ama o günkü
ot kokularını şu an hala capcanlı olarak duymaktayım.Hele berber çiçeği denen bir çiçek vardır ki morumsu çiçekleriyle ot halinde yaşayan çiçeklerin en güzelidir.
Çocuk halimle otların içinden yürüyerek evin bir odasına gidip serin bir köşeye yatıp kıvrılmak ve uyumak istemekteyim.Otların içine girdiğimde,ot yığını o kadar kabarık ki,neredeyse otların içinde kayboluyorum.Tam o sırada kardeşim avaz avaz ağlamaya başlamaz mı.Gel benii sırtına bindir ,karşıya geçir eve birlikte gidelim.
Abicim,ben seni taşıyamam,bak otların içinde PITRAK(bir nevi sert diken) lar var.ayaklarımız yalın ayak sen sırtımda iken ayağıma batar.Sen de yavaş yavaş arkamdan yürü dedimse de nuh diyor peygamber demiyor.Kendini yırtarcasına ağlıyor,dolu dolu gözyaşlarını döküyor.Nasıl kızdım,nasıl hırslandım bugün bile bilemiyorum.Kardeşimin ısırılacak yeri kalmamış gibi tazecik yanağını ısırdım.

Ve ben 63,kardeşim 59 yaşında. Ve hala o diş izi kardeşimin yanağında!

Hiç yorum yok: