7 Aralık 2010 Salı

Tam hatırlamıyorum ama yine 4-5 yaşlarındaydım
saırım.Karnım sabah akşam ağrıyor,habire ağrıyor.Annem arada bir e
liyle karnımı ovalıyor.Geçti mi diye sorunca ,geçmese bile geçti diyorum.O bir anlık da olsa anne şefkatini kaybetmemek için.

Tabi ağrılar devam ediyor.Bir kaç gün sonra ağrı
nın nedeni ortaya çıkıyor.O zamanlar biz çocuklar dört tarafı çevreli,bir de kapısı olan,bir metre kareden daha küçük ve ortasında
bir delik,deliğin altında yumurtalarını ,bazen kesip etini yediğimiz tavukların dolaştığı,MEMİŞHANE dediğimiz helaya pek gitmez,hayvanların gübrelerini döktüğümüz;TERSLİK adını verdiğimiz gübre yığınlarının üzerine gider ve çişimizi,kakamızı yapar,kıçımızdan çıkanı ayan beyan görür seyrederdik.

Bir kuşluk vaktiydi.Tersliğe gittim.Kakamı yap
tım.Allahım o da ne,bembeyaz,hem de dört beş tane ,parmak uzunluğunda solucanlar birbirlerine sarılmışlar,gün ışığında nereye
geldik dercesine sağa sola kıvrılıp duruyorlar.

Çok korkmuştum.Hemen koşup anneme haber
verdim.Annem hiç heyecanlanmadı.Niçin heyecanlansın ki,bana gelin
ceye kadar beş(benden sonra üç=9) çocuk doğurmuş kadın için solu
can nedir ki.Fasa fiso.Bu çocuklardan üçü ilk yaşlarında ölmüş olsa bile.....Neyse sorup soruşturuldu .Aç karnına kabak çekirdeği yemem
münasip görüldü.Ben her gün tersliğe gidiyorum,üçer beşer solucanları tersliğe hediye ediyorum,özgürlüklerine kavuşturuyorum.
Günden güne zayıflıyorum,gücüm dermanım tükeniyor.

Bir sabah uyandığımda kendimi çok kötü hissettim.Ölümü filan bildiğim yok.Bilsem kesin ölüyorum derdim.
Acayip midem bulanıyor,gözlerim kararıyor,başımdaki tavan dönüyor.İçmden kusmak geldi,kendimi odanın kapısından dışarıya zor attım.Öğürüyorum,öğürüyorum,ağzımdan yeşil sudan başka bir
şey gelmiyor.Ama biliyorum ve hissediyorum ki,içerimde bir yerlerde
bir top,bir gülle var dışarı çıkmak istiyor.O çıkmadıça benim rahata kavuşmam,iyileşmemin mümkünatı yok.Annem ha gayret az kaldı,ha
di bir daha diye beni teşvik ediyor.

Son bir gayretle içimdekini dışarı püskürtüyorum.Aman Allahım,o da ne.Bir birine sarılmış,irili ufaklı
en az yirmi tane solucan adeta yuvarlak bir top olmuş kımıl kıml dans ediyorlar.
Emil Zola.Fransız Natüralist yazar.Ünlü Jerminal romanını yazmak için,bulunduğu semtten ayrılır,yazarlık kimliğini terkeder ve kömür ocaklarına işçi olarak yazılır.Tam yedi sene o işçilerin arasında,işçilerin sefaletini yaşar.Ve de o işçilerin se
faletini,yaşadığı ortamı öylesine canlı anlatır ki:Kitabı yayınlandığında
ünlü eleştirmenlerden birisi,ertesi günkü eleştiri köşesinde aynen şu
nu der:Bu kitabı 57 sayfasına kadar okudum.Daha fazla okuyamaya-
cağım,okursam kusacağım,çünkü bu kitap baştan aşağı bok kokuyor.

Ben Emil zoladan yüz yıl sonra yaşadım.Söyleyin
doğru söyleyinşimdi.Pek bir fark var mı arada.Üstelik yaşadığım yer
Ege'nin bir köyü.
Kaydı Yayınla

Hiç yorum yok: