9 Aralık 2010 Perşembe

Düşlerim...

Geçen blogda Çocuk bezlerinden bahsetmiştim.Ben ,kakamı ve çişimi iki yaşından itibaren söylemeye başlamışım.Benden iki yaş büyük olan abimin,ben kakamı ve çişimi söylerken hala altı bağlanıyormuş.Bu durum köydeki anneler için büyük bir iş gücü kaybı demek.Düşümebiliyormusunuz.Abim,beş yaşında altı bağlı,ben üç yaşında altı bağlı değil (ve bir de bağlı olduğunu düşünün)küçük kardeşim bir yaşında onun da altı bağlı.
köyde tek akar su bir pınar,o da yaz günlerinde küçük parmak kalınlığında akıyor ve de bütün köy halkı bu pınardan su içtikleri gibi,köydeki bütün canlı mahlukat,kedisinden,köpeğinden,tavuğun--
dan,eşeğinden,öküzünden,mandasından daha da ileri gideyim mi börtüsünden böceğinden hatta karıncasından ve de hatta peygamber devesinden(onun da bir hikayesi vardır,ayrı bir blog konusudur.) su içerler,bu pınara mahkumdurlar.Çocuklar kakasını ve çiçini ne kadar erken söylerse,bütün cümle mahlukat ona duacı olur.Yaani bir yerde cennetleri garantidir.Bu gün göğsümü gere gere diyebilirim ki!!!Benim cennetialadaki yerim,börtü böceklerin duaları sayesinde hazırdır.

Küçükken kakamı ve çişimi erken söyleyişim anne ve babamın hatta büyük abilerimin nazarında bana büyük bir itibar kazandırmıştı.Annemin ağabeyime ,kazık kadar oldun şu çocuktan örnek al demeleri,gururumu müthiş okşuyordu.

Gelgelelim,6-7 yaşlarına geldim.Anne ve babam dini eği
time aldılar ağabeyimle ikimizi.Süphanekeden başlayıp tüm namaz dualarını papağın ezberlediği gibi ezberlettiler.Ama bir yandan da
cennet ,cehennem,azrail,zebani,gayya kuyusu,sırat köprüsü gibi,di
nin çocuklara öğretilmemesi gereken ne kadar şeyi varsa öğrettiler.

Aman Allahım ,o da ne her gece sırat köprüsünde yürüyo-
rum.Altımda minare boyu alevler.Çok dikkatli yürümem lazım.Dua ediyorum.Nolur Allahım beni düşürme !Görüyorsun yaşım çok küçük,hiç günah işlemadim,beni bağışla falan diyorum.Duam kabul olmuyor,KILDAN İNCE,KILIÇTAN KESKİN olan o SIRAT KÖPRÜSÜ
nden hop diye aşağğı düşüyorum.Bu arada ben ve iki ağabeyim aynı yatakta yanyana uzanmış,üzerimizde tek yorgan.Picama ve don bilmiyoruz.Gündüz kıyafetimiz olan bir fistan var üzerimizde.

Uyanıyorum bakıyorum ki işemişim veye işemeye devam ediyorum.Bazen fistanım sıyrılmış oluyor,direk abimin üstüne.Eğer durum öyleyse kendimi şanslı hissediyorum.Çünkü sabaha hesap verme korkusu yok.Çünkü çişi yapan ağabeyimdir,bütün deliller ortada.Lamı cimi yok.Şek ve şüphe yok.
Ancak bazen,fistanıma çiş yapıyorum,durum feci.Sabaha nasıl hesap vereceğim.Bırak hesap vermeyi,onca yıldır,çi
şini kakasını erkenden söyleyen bir çocuk olmanın onuru yok olacak
yani bugünkü deyimle karizma çizilecek......Esas önemli olan benim için buydu.Bu yüzden,fistanım ıslanmışsa;iki elimle bayağı bir güzel
bir gram su kalmayıcaya kadar sıkıyor ve uzağa ,daha uzağa doğru yuvarlanıyorum.Zavallı ağabeyim benim peşisıram benim çiş yaptığım yere yuvarlanıyor.Benim fistan sabaha kuruyor.Ama pamuk döşek suyu çektiği için kurumuyor.Sabahleyin erken kalkıyorum.Ağabeyim
uyumakta.Ağabeyimi kaldırıp bakıyorlar,yine bin bir azar.sen eskiden de böyleydin. Zavallı ağabeyim,bu dünyada bendeki en büyük hakkın budur,bunu nasıl ödeyeceğimi ,kusurumu,suçumu nasıl affetireceğimi bilemiyorum.Ama diyorum,beş yaşındaki,yedi yaşındaki çocuğun da suçu,günahı mı olurmuş deyip teselli bululuyorum.

Sen ne diyorsun ağabey beni affediyor musun?
Biliyorum,sende 7 veya 9 yaşındaydın,senin de hiç suçun ,günahın yoktu,Hatta daha ileri gidersek,annemin ve babaın da günahı yoktu.Çünkü onlar da anne ve babalarından böyle bir eğitim almışlardı...
Bu konu sonraki final bölümü ile sona erecek.sakın kaçırmayın..................

Hiç yorum yok: