Y1l 1951 Hnüz üç yaşımı doldurdum,doldurmadım.Bana göre uçsuz bucaksız bir avlu içinde bir evimiz var......Avlunun bir kenarında,bir gübrelik,gübreliği eşeleyen tavuklar ,horozlar....Bitişik evi ayıran yüksek bir duvar ve duvarların üzerinde çalı çırpı........
Sanıyorum,köylülerin kuşluk vakti dedikleri bir saatti.Yanımda annem mi,yoksa benden dört yaş büyük olan ablam mı vardı bilemiyorum.Yanımızdaki evin kapısı önündeyim.Ki o evi masallardaki gizemli şatolar gibi hep merak etmişimdir.... İşte o kapının önündeyim.Kapı
öyle büyük ve öyle görkemli ki,yüzlerce kovbay filmi seyretmişimdir .Amerika
da,Meksikada,binlerce hayvanın kaldığı o çiftliklerin hiç bir kapısı bana o ka
dar görkemli gelmemiştir....Kapının kanatları sonuna dek açılmış,merak etteiğim bitişik ev gizlerini önüme sermişti.Bizim evden daha geniş bir bahçe ve fakat illaki o kapı......Kapının üzerinde tepsi büyüklüğünde güneşe benzeyen demir--
den bir şekil ve üzerinde halka biçiminde bir tokmak....Yine kapının üzerinde
avuç içi genişliğinde yan yana yüzlerce demirden işaretler......Sanıyorum zenginliği ve görkemi komşularına böyle ifade etmek istemişler........................
Kapının açık kanatları arasında bir adam,yaşlı mı yaşlı(her halde 55-60 olmalı...Oysa şu anda 63 yaşındayım ve kendimi hiç de yaşlı bulmuyorum) bir adam.Ama nasıl uzun bir adam.Boyu sanki minareden uzun....
Ben evin gizemine ,kapının görkemine kendimi kaptırmışken,tabakasından çıkardığı tütünü elindeki beyaz kağıda döküp sigara saran bu adam:''Beni kucağına alıp sıkı sıkı sarıp sarmalayarak,oh benim oğlum kocaman olmuş deyip,
acıtırcasına beni öpüp kokladı.Hayatımdaki ilk tatlı ve şefkatli öpüş olarak bunu anımsıyorum.Bu öpüş için şu an neleri vermezdim,bilemezsiniz....Hayatta tekrar edilemeyecek anlar vardır ya.Hani derler ya :İŞTE O AN.....Gerçekten öyle.Tek--rar edilebilemez O AN....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder