Düşünüyorum da:çocukluğumun 3-5 yılında anımsadıklarım,hadi haksızlık yapmayayım,ilk 3-10 yılında anımsadıklarım,tüm ömrümden daha fazla
gibime geliyor.Aslında bunda garipsenecek bir şey de yok.... Çünkü bir insan on dil de bilse,tüm rüyalarını ana
dilinde görür.Demek oluyor ki asıl olan,ilk çocukluktur.
Bu yüzden de ben,uykularımın yarısı
nı rüya görerek geçirirken,rüyalarımın yüzde sekseni ha
la ,son yedi yılda bir kez bile gitmediğim köyümde geçer
Bilmem sözü bu kadar uzatmak da doğru mudur.Be adam söyleyeceğini söyle artık.Peki ba
şa dönelim.1953 yıllarına geri dönelim.Henüz beş yaşındayım.Babamın babası yani baba dedem,ak sakallı
nur yüzlü,dünya tatlısı bir adam.Beni her gördüğünde,
kucağına alıp,sımsıkı sarıp sarmalayıp öpen ve Oh benim koca oğlum dedikten sonra ya bir lokum veya bir
kesme şeker veren NAMI DİĞER MOLLA OSMAN.Mol-
lalığı yedi yıl Aydın Medresesinde tahsil görmesinden --
geliyor.O yıllarda değil yedi yıl tahsil görmek,arapça el-
ifbayı(yani alfabeyi)sökenler proföser muamalesi görü-
yorlar.Onu çoğu kez bir defter sayfası büyüklüğündeki duvara oyulmuş olan cam penceresinin dibinde,ocağın hemen kenarında kuran okurken,aslında kuran da değil
belki muska kitapları,ilmühal v.b kitapları okurken gö-
rürdüm.Ocağın hemen yanıbaşındaydı bu pencere ve inanmazsınız belki,ağustos ayı dahi olsa o ocak belli belirsiz yanar,bir iki köz bana göz kırpardı.Bu ocakta da
yılların ateş ve isin karattığı bir fincanlık cezve fokurdar
dı.O cezvedeki kahveyi fincana bir döküşü ve ilk yudu-
munu alırken içine çektiği nefesi anlatmak NAMÜMkün
Ben bazen sokak kapısından içeri girerken duyardım de
demin kahveden ilk yudum aldığı sesini.
Şu anda dünyadaki bütün gurmeler bana şu yemek şöyle lezzetli,şu şarap şöyle güzel diye -
kırk saat anlatsalar hem vallahi hem billahi dedemin o
kahveden aldığı lezzetin onda birini almıyorlardır.
Büyüdüm adam oldum,dedem gibi kahve içmeye ,onun gibi tad almaya çalıştım.Ama asla
o tadı alamadım.Yani NAMÜMKÜN...............................
Çünkü o yarı loş aydınlık ve isli ocak dekoru yoktu hiç
bir yerde.Şunu anladım ki,yaşanılan olaylarda dekor
çok ama çok önemli.Ve bu yüzden zaman zaman düşün
müşümdür kendi kendime,ben tiyatrocu olsaydım her-
halde çok başarılı olurdum...Bazen 5 yıldızlı otelde bulamadığım bir lezzeti ve rahatlığı,bir köy evindeki kurufasülye,bulgur pilavı,sirkeli turşu ve odayı baştanbaşa kuşatan bir kerevette bulduğum çok olmuş
tur.İnanın öyle anlarda kendimi CENNETİALAYA gitmi
şim de bana huriler hizmet ediyormuş duygularına ka-
pılmışımdır.Bunda da rahmetli anamın kırk yılın başın
da bir yaptığı ama her allahın günü yaptığı bulguraşının
büyük payı olduğunu gözardı etmemem gerek.Bulguraşı
O tam bir hikaye,ne bir hikayesi belki on hikaye konusu olacak bir konu.Yeri gelirse elbette ona da ucundan kıyı
sından dokunulacaktır.Zaten dokunmuş bulunuyoruz bi
le................
Ve Dedemin kahvesi....Dedeme gittiğim
de ,hayret bazen dedem kahve içmezdi.Beni görünce --
gözleri parlar,bu kez alelusul öpüp kokladıktan sonra elime beş on kuruş sıkıştırır doğru bakkala yollar ve kes
me şeker,yahut kahve aldırırdı.Bugün anlıyorum ki garibim saatlerdir bir gelen olsa da şu kahvemi içsem
diye beklemekte.Dedem o yıllarda seksen beş yaşında.
Ama bana sorarsanız o günlerde değil seksenbeş,yüz seksen beş yaşında.DEDEKORKUT'tan bile(bilem) yaşlı.Köyümüzde bile'ye bilem dediğimiz şu an aklıma geldi.
2 yorum:
Anamın kırkyılın başında biryaptığı kurufasülyenin amaher allahın günü yaptığığı bulgur aşının şeklinde olacaktı cümle düzeltir ve özür dilerim....
Bakın bu bloğa,yeni bir şeye tanık oluyorsunuz ve belki de bu blog tarihinde ilktir.Bir blog yazarı kendi bloğuna yorum gönderiyor.Ama şu bir gerçektir:::İlkler her
zaman ilginçtir ve herzaman ilgi çeker..........
Yorum Gönder